Selimiye’nin “Üstün Evrensel Değer” Kimliği Korunmalı
Prof. Dr. Osman İnci
Ülkemizde tarihi ve doğal değerlerin korunması giderek zorlaşmakta, bütüncül ve etkin olmayan yaklaşımların yarattığı sorunlar artarak devam etmekte. Korumacılık eğitimi de veren bilim insanları: “Doğal ve kültürel mirasın korunması ve yönetiminde önemli bir planlama aracı haline gelen alan yönetiminin, koruma mevzuatımızda ve uygulamalarında yerini alması…” ilkesine uygun tutum ve davranış sergilenmesini beklemekte. Zira tarihsel geçmişinde UNESCO “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına dair sözleşme” 17 Ekim-21 Kasım 1972 tarihleri arasında yapılan 17. toplantıda temel ilkeler karara bağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı kanunla bu sözleşmeye katılmış ve 14.02.1983 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu sözleşmede; “Kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulması veya yok olması durumunu, bütün dünya milletlerinin mirası için zararlı bir yoksullaşma teşkil eder. Tüm insanlığın dünya mirasının bir parçası olarak muhafazasının gerektiğini göz önünde tutarak, istisnai evrensel değerdeki kültürel ve doğal mirasın korunmasına iştirakin, bütün milletlerarası camianın ödevi olduğunu göz önünde tutarak…” şeklinde tanımlar. Sonuç olarak; doğal ve kültürel değerler, sınırları içinde bulunduğu ülkenin olmakla birlikte tüm insanlığın da değeridir. Kültürel ve doğal mirasın tanımı; ulusal ve uluslararası korunması, uluslararası yardım koşulları, eğitim programları sözleşme ile belirlenmiştir.
Uluslararası alanda üye devletler, alanın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda sorumluluk altındadır. Eserin, alanın ‘Üstün Evrensel Değerinin’ kaybolması durumunda, alan ‘UNESCO Dünya Mirası listesinden’ tamamen çıkarılabilir.
Kültürel Miras tanımında:
Anıtlar: Tarihi, sanat veya bilim açısından istisnai evrensel değerdeki mimari eserler,
Yapı Toplulukları: Mimarileri, uyumlulukları veya arazi üzerindeki yerleri nedeniyle; tarih, sanat veya bilim açısından istisnai evrensel değere sahip, ayrı veya birleşik yapı toplulukları.
Sözleşmenin 3. maddesinde ise, yukarıda 1. ve 2. maddelerde belirlenen ve kendi toprakları üzerinde bulunan çeşitli varlıkları saptayıp belirlemek, bu sözleşmeye taraf olan her devlete ait bir sorumluluktur.
Türkiye Cumhuriyeti, UNESCO’nun (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) kurucu 20 üyesinden birisidir. Kuruluş sözleşmesini 16 Kasım 1945 yılında, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel imzalamıştır.
Ülkemizde; UNESCO Dünya Mirası listesinde 21, geçici listede ise 84 kültürel ve doğal eser bulunmaktadır. Ayrıca Somut Olmayan Kültürel Miras listesinde 32 değerimiz yer almakta.
Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır. Bu eser, estetik ve teknik işçilik açısından kusursuz kabul edilmiş, tüm dünyaca mimari harika olarak tanımlanmaktadır.
UNESCO Dünya Mirası listesine girebilmek için; söz konusu alanların, üstün evrensel değer taşıması ve belirlenen 10 seçim kriterinden en az bir tanesini taşıması gereklidir. Selimiye Camii: “İnsan yaratıcı dehasının bir başyapıtını temsil etmek. İnsanlık tarihinde önemli bir aşamayı/aşamaları gösteren bir yapı, mimari veya teknolojik topluluk veya manzara türünün olağanüstü bir örneği olmak” nitelikleri ile listeye girmiştir. Selimiye yalnız bizim değil, tüm dünyanın kültürel mirasıdır. Korunması ve geleceğe taşınması; artık yalnızca bizim değil, tüm insanlığın sorumluluğundadır. Restorasyonu ve rekonstrüksiyonu; uluslararası ilkelere, tüzük ve kurallara uygun olması zorunluluktur.
UNESCO Selimiye Cami’nin ‘Üstün Evrensel Değer’ kapsamında korunmasını zorunlu kılmakta. Bunun için:
a) Özgünlük (Bir kültür varlığının tasarımı, işçiliği, malzemesi, kullanımı, konumu ve çevresi, geleneksel teknikler gibi niteliklerin doğruluk ve güvenirliği esastır.)
b) Bütünlük (Gerekli tüm niteliklerin varlığını sürdürmesi, yapının fiziksel ve işlevsel bütünlüğünün bozulmamış olması) ölçütleri gözetilmeli.
Bu bağlamda önceden miras etki değerlendirmesi ve çevresel etki değerlendirmesi yapılması, sonuçların UNESCO Dünya Mirası Merkezi ile paylaşılması öngörülmektedir. Sonuç olarak, uluslararası denetim yükümlülüğü vardır.
Yapımı yedi yıl süren Selimiye Camisi, 27 Kasım 1574’te ibadete açılmıştır. Günümüze kadar 1752 depremi dahil çeşitli nedenlerle restorasyonlar geçirmiştir. Son olarak 1985’te bir restorasyon daha geçirmiştir. Selimiye Camisi restorasyonu amaçlı son proje uygulanmaya başlanırken; ana kubbede kalem işleri ve motifler kazınarak, yerine ‘16. yüzyıl’ motifleri ile yeni kalemişi ve süslemeler yapılması, “Selimiye Camii Tespit ve Tahkik Heyeti” isimli ekip önerisi ile birkaç kez reddedildi. Son olarak öneriyi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna götürdüler ve kabul edildi. Yüksek Kurul, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Kurulunun ret kararlarını iptal etti ve yeni süreç başladı.
Bu ekip varsayımlarla hareket etmekte, ellerinde “Sinan yaptığında ana kubbe tam olarak şöyleydi” diyecek bir belge; gravür, çizim, fotoğraf yoktur. “Böyle olabilir” görüş ve anlayışı ile tarihi doku, kubbe kalemişleri değiştirilmek istenmekte.
Kronolojik olarak kısaca: Selimiye Camii ana kubbe kalemişleri uygulaması, Haziran 2023’te Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile onaylanmış ve uygulamalar başlamıştır. Şubat 2024’te Selimiye Camii Tespit ve Tahkik Heyetince hazırlanan 16. yüzyıl desenlerini esas alan rekonstrüksiyon projesi reddedilmiştir. Mayıs 2024’te aynı proje, yine Bölge Koruma Kuruluna iletilmiş, eksik veri ve belge nedeniyle tekrar reddedilmiştir. Kurul onaylı asıl proje, Aralık 2024’te tamamlanmış; ancak bu kez Ocak 2025’te bu Tespit ve Tahkik Heyeti projesi, Yüksek Kurul tarafından kabul edilmiş ve Nisan 2025’te yeni rekonstrüksiyon projesi bitirilmiş ve uygulama sürecine gelinmiştir.
Sonuç olarak; ana kubbeyi kaplayan tüm yazı ve motifler kazınacak, yerine ‘yapıldığı yıllara dönüş’ öngörüsü savıyla kalemişi ve süsleme yapılacak. Oysa 1830 yılı gravürleri, 1904 fotoğraflarında, bugün kazınmak istenen katmanlar var. İki asırlık belgeli tarihi katmanı kazımak istiyorlar. Heyet başkan yardımcısını, Selimiye’ye “seküler ve modernist bir zihinle’” bakılması ve “tarihi eser” olarak görülmesi rahatsız ediyormuş. “Tevhidin ve sünnetin sembolü” olarak bakılmalıymış. (Arkeofili 25 Eylül 2025) Restorasyon ve koruma biliminde böyle bakış var mı? Ayrıca bu heyette ‘Dünya Miras Alanlarının yönetimi ve korunması, koruma bilimi ve arkeolojik katman analizinde uzmanlaşmış disiplinlerarası koruma uzmanı’ yoktur (ICOMOS raporu). Yapılmak istenen değişiklik, böyle disiplinlerarası koruma uzmanına gerek duymuyor demek ki!
Selimiye Camii’nin ana kubbesinde 16. yüzyıla ait olduğu kesin belgelenmiş, bütüncül hiçbir kalemişi deseni yoktur. Hazırlanan kalemişi rekonstrüksiyon önerisinin bilimsel güvenirlikten yoksun olduğunu ICOMOS raporlamıştır. Bu restitüsyon, özgünlük ve bütünlük ilkeleri açısında ciddi riskler taşıyabilir. Zira belgesel dayanağı yoktur. Camiinin Üstün Evrensel Değeri zedelenebilir.
Uluslararası Anıtlar ve Siteler Konseyi (ICOMOS), Türkiye resmi görüşü net: “Mevcut kalemişi katmanı ve yapı üzerinde bulunan dönem ekleri korunmalıdır; rekonstrüksiyon önerisi uygulanmamalıdır.” Varsayıma dayalı bir rekonstrüksiyon bu katmanları yok eder. Sonuç olarak; “Bu uygulama koruma ilkelerine aykırıdır”. “Derhal Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO Türkiye Milli Komitesi, UNESCO Dünya Miras Merkezi ve Uluslararası ICOMOS bilgilendirilmelidir” denilmekte.
UNESCO listesi için ‘özgünlük’ ve ‘bütünlük’ esastır. Eğer UNESCO’ya sunulan bu belgeli katmanı kaldırıp yerine tahmini bir desen yaparsanz, eserin ‘Üstün Evrensel Değerine’ zarar vermiş olursunuz ve Selimiye Camii’nin UNESCO Dünya Mirası listesinden çıkarılma riski oluşur. Dünya mirası listesinde yer alan varlıkların korunmaması halinde, komite bunları listeden çıkarmaya karar verebilir. Listeye alınan varlıkların daha iyi korunması için teşvik edilmekte. Korunamayan iki alan; 2007 yılında Ürdün’de ve 2009 Almanya’daki iki alan listesinden çıkarılmıştır.
Venedik Tüzüğü, restorasyonun anayasası kabul edilir. Bunun 3. maddesi: “Bir yapıyı sadece güzel olduğu için değil, tarihi bir belge olduğu için de korumalıyız.” 9. madde: “Restorasyon özgün malzemeye ve güvenilir belgelere saygı esasına dayanır.” 11. madde: “Bir anıt yapıya farklı dönemlerde yapılmış katkılar da değerlidir, saygıyla korunmalıdır. Restorasyonda amaç; üslup bütünlüğüdür.” Değişik dönemlerde üst üste binmiş katmanlar, ancak kural dışılık halinde kazınabilir. Korumada amaç; bütün yapının aynı stilde olması değildir, sadece niteliksiz müdahaleler varsa onlar kaldırılabilir.
Nara Özgünlük Belgesi, özgünlüğü tek boyutlu ve sabit kriterlerle sınırlamayı kabul etmez. Kültürel mirasın korunmasında belgeye dayalı, güvenilir ve özgünlük değerlendirmesi, uluslararası ölçekte temel ilke olarak kabul edilir.
Burra Tüzüğü: “Kültürel mirasın korunmasında; asgari müdahale, var olan katmanların bütüncül şekilde korunması, her türlü müdahalenin belge ile kayıt altına alınması ve yerinde korunmasını öngörmekte. Alanın tarihsel, sosyal ve manevi katmanların da bütüncül değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.” Sonuçta müdahale sürecinin şeffaf, gerekçeli ve belgelenmiş olmasını öngörmektedir.
Koruma Yüksek Kurulu 660 sayılı ilke kararı: “Taşınmaz kültür varlıkları bakım ve onarımlarına ilişkin olarak; bakım, onarım, restorasyon, restitüsyon ve rekonstrüksiyon gibi müdahaleler açıkça belirtilmeli, yapının özgün nitelikleri ve tarihi katmanları gözetilerek belirlenmesini zorunlu tutmakta. Ancak yeterli belge ve kanıt yoksa mevcut tarihi katmana zarar vermeyecek şekilde yapılması koşulunu getirmiştir.”
Edirne İdare Mahkemesine yapılan başvuru sonrası, mahkeme 26 Eylül 2025 tarihinde “Telafisi güç zarar doğabileceği” nedeniyle yürütmeyi durdurdu. Bu kararın mevcut katmanların korunması ile uygunluk içerdiği kanısındayım.
Tüm bu uluslararası ilkeler, sözleşmeler ve Ulusal Koruma Yüksek Kurulu kararları ortada iken varsayımlara dayanarak, “böyle olmalı” anlayışı ile restorasyon nasıl yapılabilir? Selimiye Camii Kubbesi rekonstrüksiyon projesi, Venedik Tüzüğü, Nara Özgünlük Belgesi, Burra Tüzüğü, UNESCO/Dünya Mirası Uygulama Rehberi, ICOMOS Türkiye Mimari Miras Koruma Bildirgesi ve 660 sayılı Koruma Yüksek Kurulu ilke kararlarına aykırıdır. Yukarıda özetlemeye çalışılan tüzük, belge ve rehber metinleri; kültürel mirasın restorasyonu, rekonstrüksiyonu, restitüsyonu gibi müdahalelerin sınırlarını belirleyen temel ilkelerdir. Bu konuda uzman olmak gerekmez, okuduğunu anlamak yeterlidir.
Bu topraklardaki tüm kültürel ve doğal eserler, anıtlar ve alanlar bizim olduğu kadar insanlığın da ortak mirasıdır. Korumak ve geleceğe taşımak sorumluluğumuz var.
