Selimiye Camisi Ana Kubbesini Değiştirmeyi
Israrla İsteyen Heyet Üyeleri
Prof. Dr. Osman İnci
17.12.2025
Selimiye Camisi, ibadete açılışından bugüne geçen 450 yılda birçok restorasyon geçirmiştir. Yapıldığı dönemden bugüne kadar geçirdiği restorasyon katmanları ile adeta Osmanlı Mimarlık tarihi belgesidir. Nitekim 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası listesinde onurlu yerini aldı. Artık yapılacak restorasyon, rekonstrüksiyon ve restitüsyon müdahalelerinin sınırını belirleyen UNESCO/Dünya Mirası Uygulama Rehberine, ICOMOS koşullarına, Uluslararası Sözleşmelere, Viyana Tüzüğüne ve 660 sayılı Kültür Varlıklarını bakım ve onarım ilkelerine de uygunluk gözetilmelidir. Bunlar yalnızca Selimiye Camisi için değil, diğer tüm kültürel, anıtsal yapılarımıza yapılacak müdahaleler için de geçerlidir.
Selimiye son restorasyonda “Camii Ana Kubbe Kalemişleri” 19.06.2023’te, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu onaylandıktan ve restorasyon çalışması başlandıktan sonra hattat, duvar süslemeci ve mimarlardan oluşan bir grup itiraz etmiş; ancak karar değişmemiştir. Kendilerini “Selimiye Tespit ve Tahkik Heyeti” olarak adlandıran bu grup Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesinden 29.09.2023 tarihinde resmi yetki almış! Bu ne yetkisi, neyin yetkisi? Bu üniversitenin böyle bir görevi mi var! Bu sorular artırılabilir; ancak yanıt verileceğini ummuyor ve beklemiyorum.
Bu heyetin ana kubbe değiştirilsin, “16. Yüzyıl kalemişi” olsun, dönemine uygun olsun önerisi, Bilim Kurulunca birkaç kez reddedilmiş. Ellerinde belge olmadığı gibi, öneri bilimsel de bulunmamış. İlk kurul onaylı proje Aralık 2024’te tamamlanmıştır. Ancak Ocak 2025 tarihinde, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü kararını iptal etmiş ve böylece yeni proje süreci başlamış. Sonuç olarak bitirilen ana kubbe kalemişleri tamamen kazınacak ve bu grubun “böyle olabilir” anlayışı ile çizdiği yeni bir kubbe yapılacak. Edirne İdare Mahkemesi, İstanbul’da yaşayan bir kişinin yaptığı başvuru sonrası, önce geçici, sonra kalıcı olarak yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Yargı süreci devam etmekte.
Bir yıl önce bitmiş restorasyonu sildirmek, kazıtmak isteyen, caminin bir yıldır kapalı kalmasına neden olan ve bitirilen projeyi değiştirmek için çok yoğun çaba harcayan heyet üyeleri kimlerdi? Bitirilen restorasyonu değiştirecek düzeyde güç nerden geliyor? Heyetin etkin üyelerinin özgeçmişleri ve ulaşıma açık bilgiler de şöyle:
Heyet Başkanı Uğur Derman: “Kubbealtı Vakfı” resmi sitesinde ve diğer bazı kurumların sayfasında isminin önüne Prof. (hc) getirilmiş. HC (Honorius Causa) onursal ünvandır. Üniversite senatoları tarafından verilir, “Fahri Doktora” demektir. Genelde Dr. (hc) verilir, genellikle bilim, sanat, edebiyat, siyaset, iş dünyası gibi alanlarda önemli başarıları olan kişilere takdim edilir, semboliktir. Resmi bir derece yerine onursal bir nişandır. İsim önünde kullanılmaz. Yasada, akademik gelenekte ve akademik kültürde böyle bir şey yoktur. Fahri (Onursal) doktora verilen binlerce kişi var; ama kimse isminin önüne Dr. (hc) ünvan olarak yazmaz. Örneğin Sakıp Sabancı’ya 2002 yılına kadar ikisi yurtdışında, 10 tanesi yurt içinde, 12 fahri doktora ünvanı verilmiştir; ama hiç isminin önüne Dr. (hc) Sakıp Sabancı yazıldığını görmedim.
Yaklaşık 45 yılda isminin önüne Prof. (hc) yazan iki kişi gördüm. Birisi İstanbulda muayenehanesi de olan bir doçentti. Bulgaristan’da Prof. (hc) ünvan vermişler. Doçent ise Prof. Dr. olarak kart bastırmıştı, Dernek Etik Kurulu’na şikâyet edildi, oldukça ağır bir yazı ile uyarıldı ve sildi. Medipol Üniversitesi daha da ileri gitmiş, kendini aşmış ve Prof. Dr. yazmış. Uğur Derman Bey, eczacılık okumuş ve yıllarca eczacı olarak çalışmış, yüksek lisans ve doktorası yoktur. Hat sanatı açısından da ustalar yanında bulunmuş, “Alaylı” görülüyor. Ancak bazı üniversitelerde ders vermiş!
Uğur Derman şöyle söylüyor: “Edirne’de kendisine Hattan denmeyecek seviyede olan” yerel kişiler camiyi hatlarla doldurmuş, bu kendisini çok rahatsız etmiş. Mevcut hatların sanatsal ve tarihi değeri yokmuş.
2010 UNESCO Yaşayan Kültür Hazinesi Ödülü sahibi.
2009 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllü.
Heyet Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sadettin Ökten: İnşaat Mühendisi, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesine asistan olarak girmiş. Doktora ve Doçentlik sonrası, Mimar Sinan Üniversitesi Profesör ünvanlı. Son olarak Sabahattin Zaim Üniversitesinde ders vermekte. Mevcut durumu savunanların, Selimiye’ye “Seküler ve modernist bir zihinle” baktığını, oysa Selimiye’nin “Mescid-i Nebevi’nin Edirne’deki iz düşümü” ve “Tevhidin ve Sünnetin sembolü” olduğunu söyleyerek kubbe kalemişlerinin “edepli şekilde kaldırılması icap ettiğini” açıklamış.
2020 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi
Nakkaş ve “Yüksek” Mimar Semih İrteş: Hazırlanan yeni projede, Selimiye’nin yarım kubbelerinde bulunan özgün 16. Yüzyıl nakışlarının esas alındığını, orantılı şekilde büyütüldüğünü paylaşmış. “Dönemine” uygun restore edilmeliymiş.
2015 UNESCO Yaşayan insan Hazineleri ulusal envanterine girmiştir.
Bu üç üyeden ikisi Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülü sahibi. Yine iki kişi UNESCO Yaşayan Kültür Hazinesi ödüllü. Şaşırtıcı olanı UNESCO Yaşayan Kültür Hazinesi Ödülü sahibi iki kişi, UNESCO korumacılık ve restorasyon ilkelerine, Venedik Tüzüğüne, 660 sayılı Taşınmaz Kültür Varlıklarını Gruplandırılması, Bakım ve Onarımı ilkelerine neden uymuyorlar?
- Yüzyıla dönüş iddiası belgeye değil, yoruma dayalı. Oysa uzmanlar, mevcut kalemişi ve süslemelerin en az iki asırdır olduğunu yazıyorlar. Venedik Tüzüğü, restorasyonun anayasası kabul edilir. Tüzük “Tahmine dayalı herhangi bir müdahale yapılmamalı” der. Kubbede görülen desenler yapının tarihi belleği olarak yorumlanır. Her onarım, farklı zamanların teknik ve ruhunu taşır. Selimiye kubbesindeki katman, iki asırlık tarihi belgedir. Birileri istiyor diye birkaç asırlık geçmiş silinemez ve kazınamaz. Restorasyon ve koruma bilimi ilkeleri esastır.
